Chef Olmak İstiyorum

0
78
Chef Olmak İstiyorum

Chef Olmak İstiyorum

Biliyorsunuz ki ülkemizde gastronomi alanı oldukça hızlı ilerliyor ve bir sürü yeni mutfak sanatçıları yetişiyor. Üreten sanatçı yerine tüketen ve hazırı işleyen olsa da bu sektör açısından iyi bir gelişme.Hazır ürünler ile yapılan yemekleri sizi ziyaret eden misafirlere beğendirmeniz elbette mümkündür. Ancak yeniden ve kendi ürettiğiniz gıda maddeleri ile yemek pişirmek hem zevkli hem riskli hem de zordur. Ancak böyle bir durumda mutfak sanatçısı olabilirsiniz.

Ama biz üretmeyen ve hazırı tüketen mutfak sanatçıları olduğumuzu varsayalım. İnsanların sağlığıyla oynamaya hangimizin hakkı var?

İşletmelerin alım-satım departmanlarındaki görevliler sırf patrona yaranmak için ucuz, markası belli olmayan ürünleri mutfağa alıyorlar. Peki, bu duruma itiraz edemeyen aşçının başarısız yemeklerini, insanların satın almasından daha üzücü ne olabilir?

Burada suçsuz olan kim? Öncelikle işletme sahibi ve misafir…

Çünkü eğer haberi olmadan bu şekilde ucuz gıdaların tedarik edildiğini bilmiyorsa, işletme sahibi gün be gün batıyor demektir. Ucuz etin yahnisi olmaz derler ya aynen öyle!

Ucuza tedarik edilen hazır soslar, baharatlar ve sebzelerden asla kusursuz bir yemek yiyemeyecek olan misafir hem damağında kalan kötü tatlarla hem de midesindeki olumsuz durumlar ile bir daha o restorandı ziyaret etmeyecektir ve hiç kimseye önermeyeceği için de işletmenin sonunu tahmin edebilirsiniz.

Peki ya sonra?

Kendini ucuz maliyet planlaması ve en alt maliyet yapan personel olarak gösteren alım-satım departmanları, herkesten önce işsiz kalıyor.Öncelikle yine vurguluyorum, kendi yeniden üreten şef olmak tercih edilme sebebidir. Fakat hiç olmazsa kaliteli ürün kullanımı ile güzel lezzetlerinden bahsedilen aşçı olmayı seçen mutfak sanatçıları işsiz kalmayacaklardır. Organik tarım adı altında üretilen bir sürü sahte ürün var tabi ki bunlara da dikkat etmek lazım. Eksik personelle çalışan işletme zaten baştan kaybetmiş oluyor ki buda perdenin bir başka yüzü çünkü yeniden üretmek için eleman ihtiyacı olan mutfakların personel eksiği ile hazır ürünlere başvurması gayet normal tabi ki. Fakat personelden kısmayan bir işletme mantığı kendi ürettiği temel gıda maddeleri ile hem maliyetten kar etmiş olacak hemde kendilerini ziyaret eden misafirlerinin damaklarında keyifli bir seda bırakmış olacaklar.

En acımasız olan ne biliyor musunuz? Dünya’da tarıma en elverişli ülkelerin ilk sıralarında yer alıyorken neden ekolojik yaşamdan uzak ya da bihaber yaşamaya çalışıyoruz.

Biz değil miyiz yüz yıllarca hayvancılık yapıp kendi etimizi, sütümüzü, peynirimizi ve yoğurdumuzu üretip sağlıklı beslenen millet? Peki, ne oldu da atalarımızın ya da annelerimizin bizlere verdiği damaktaki fabrika ayarlarımızı bu kadar acımasızca hiçe sayıp, endüstriyel beslenmenin kurbanı olduk?

Bugünkü yaşam biçimimizin çok uzağında aslında Anadolu Mutfağı. Ürettikçe ve kendimiz pişirdikçe lezzetlenen bir mutfak Anadolu Mutfağı. Şuan içinde bulunduğumuz fast food akımına dur demezsek artık damak tadımızın özelliklerini ve mutfaktaki kültürümüzün yüceliğini bizden sonraki nesillere aktarabilmemiz rüya bile olamayacak.

Her şeyi kendi mevsiminde yetiştiren ve tüketen bir halk iken şimdilerde kış aylarında domates bulabilmemizin faydalı olduğunu düşünmemiz ne kadar acı. Mevsiminde yetişmeyen ve seralarda insan kontrolünde ısı dengesi sağlanan domateslerin, yaz aylarında doğanın verdiği eşit ısı dalgaları ile yetişmesini ve lezzetini bir tutamayız. Bir de bu domateslerin oluşmasındaki lezzet kaybını çeşitli hormonlar ve GDO’lu ilaçlar ile gidermeye çalışmalarını düşünürsek kış aylarında pazardan aldığımız domateslerin birer zehir topu olduğunu göz ardı etmemeliyiz. Biz domatesleri yaz aylarında alıp kış için kurutarak kullanan bir mutfak yapısına sahibiz.

Yani o kadar kusursuz tasarlanmış bir yemek kültürümüz var ki annelerimizin ya da anneannelerimizin bizlere bıraktıkları veya tarihi Türk mutfağı reçetelerinden de göreceğimiz gibi, yaz aylarındaki domates ile yapılan yemekler taze domatesten, kış aylarındaki domatesli yemekler kurutulmuş domateslerden tasarlanmıştır. Bu durum patlıcan ve biber için de değişmemektedir. Ama şimdilerde mevsiminde olmayan ya da zehirli, GDO’lu gübrelerle yetiştirilen sebzelerden yapılan yemekler maalesef ki Türk mutfağının asıl olan damak tadını vermemekle birlikle gerçeği yansıtmayacak kadar sahtedir. İşte bu yüzdendir kendi mutfak kültürümüzden koparak fast food akımına kapılmış olmamız.

Bütün meslektaşlarıma, Türk mutfağı temsilcilerine ve bütün annelerimize fast food akımına dur demek için bir slogan bırakmak istiyorum;

YEMEKLER TENCEREDE PİŞSİN!

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here